Yazılar

Zulme İsyan Ve Gençlik

 

 

Hayatın tümünü bir kaşık suda eritip, içine insanın ruh kökünü dumura uğratacak bir zehri katarak azar azar insanımın beynine akıtmaya çalışan insanlık düşmanlarına isyamın var. Bu öyle bir isyan ki, insanın şeref ve haysiyetine gölge düşüren adi mahlukların yüzünde bir şamar gibi patlayacaktır her an.

Anne ve babaların ilmek ilmek örüp, çile ile dokuyarak büyüttükleri evlatlarını bir bir ellerinden alıp, kezzap suyunda eriterek robotvari bir kılığa sokarak ruhunu beş paralık etme gayreti güdenleri hangi sınıfa kaydetmek gerekir ki? Eşrefi mahluk sınıfına layık olamayan bu köle tüccarlarına yeni bir sınıf bulmak gerekir diye düşünüyorum. Düşünüyorum da ne demek? Bunların yaratılmış olan mahlukatın en alt tabakası olan hayvanatın da altında bir yere sahip olduklarını söylüyorum.

Bunu ben değil, kainatın yaratıcısı Allah Teâla haber veriyor. Ben de buna tercüman olup, yürekleri taşlaşmış, gözleri çelikten perdelerle kapanmış ve hisleri dumura uğramış olanların gerçek kimliklerini sizlere okumaya çalışıyorum.

İnsan demeye insanın dili varmayan bu hürriyet ve hakikat düşmanlarını bir damla suda boğsam Allah’ın adıyla yemin ederim ki, buna içim bile sızlamaz. Üzüntü namına bir zerre kadar his duyarsam bu davama hakaret olur.

Allah’ın yarattığı insanları süfli emelleri için köleleştirmeye çalışanlarla Allah’a kulluk çizgisinden alıp, kula kulluk mezbeleliğine baş aşağı bırakanlar ne kadar bahtsızdırlar bir bilseniz! Kafatasları su çanağı vazifesini ifa etmekten başka bir işe yaramayan bu adamların ağızlarında durmadan sakız gibi çiğneyip durdukları “ilecilik, çağdaşlık ve medenilik”le ilgili bütün mefhumların arkasında birer yosma gibi duranlar bu alemin birer azılı hükümdarı yani zalimi olmaktan öteye gidemezler.

Bu zulüm, dünyanın varolduğu günden beri var. Hakimi mutlak olan Allah Teâlâ’ya kafa tutan bu mahluklar bir gün huzuru ilahi’ye davet edilip, amel defterleri sol taraflarından verildiği an hasıl olacak olan pişmanlık hiçbir değer ifade etmeyecektir. Kendisini ilah ilan edip, Hazreti Musa (a.s) ve ümmetini toptan yoketmek için harekete geçtiği zaman Allah’ın gazabına uğradığı ve yokolmaya adım adım yaklaştığı bir anda ettiği iman bir işe yaramamış ve Firavun Kızıldeniz sularında cezasını bulmuştur. Ne hazindir ki, Allah Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de işaret buyurduğu şekilde cesedi secde eder bir halde Londra British Müzesi salonlarını süslemektedir.

Bugün köleler ve efendileri oynayan bir dünyada yaşadıklarımı ilk defa size açıklamış oluyorum.

Daha yirmisinde:

Döver damla damla camı gözyaşı

Kırık cam suyunda yıkanan kefen

Yont bana mezarcı bir mezar taşı

Vefa yok... Tabutum sev beni bir sen (M.M.O.)

diyebilen ben, aradan geçen bir o kadar yıl sonra bambaşka bir ses ile bir şairden şunları dillendirecektim:

Tohum saç bitmezse toprak utansın

Hedefe varmayan mızrak utansın

Hey küheylan koşmana bak sen

Çatlarsan doğuran kısrak utansın

Bir an umudun tükenişi ile isyanı bir araya getirip bâki dünyaya duyulan özlemi dillendiren şair ruhum bir anda zulme topyekün savaş ilan ederek çalınan gençlik yıllarımı gençliğe daha yeni adım atan çile ve ızdırap yüklü bacı ve kardeşlerimin şahsında geri almaya hazır bir vaziyette bekliyorum.

Meydan akıl ve havsalanın almadığı zulme imza atan zalimlere bırakılamayacak kadar asildir. Maddeyi mana denizinde temizlemeye hazırsanız, kendinizi yokoluş ve bedbahtlıktan kurtarmış olursunuz. Bunun aksine manayı madde çukurunda muhafaza edemezsiniz.

Zulmün sınır tanımadığı bir yerde Kabe’ye doğru kollarımı makas gibi açarak milyonlarca insanın anlayabildiği bir dille “İslam Devletini istiyorum” diye haykırırken asla hissetmediğim korkuyu bir daha bedenime misafir etmeme cesaretini koruyabilirsem zalimler bir daha Allah’ın kullarının hayatı ile kumar oynama cesareti gösteremeyecektirler.

İki milyar Müslüman’ın yaşadığı bir dünyada son bir asırdır esarette yaşıyor olmamızı açıklayamıyorum ben.

Selam ve dualarımla...