|
Zulmün
Mimarları
Bedenini ve bütün
insâni vasıflarını şeytana kiraya ya da şeytanın emrine vermiş olan
insanlardan ne bekleyebilirsiniz ki? Şeytanı ilah edinmiş olan bu
adamlardan çıksa çıksa tağutlar, zalimler, köleler ve küfrün gönüllü
askerleri çıkar.
Bir de; hilkat garibesi
bu adamlar müslümanların başında idareci olurlarsa, ört ki, ölem
demekten kendinizi alamazsınız. Çünkü insanı kahrından öldürecek bir
çarpıklık vardır ortada. Bu çarpıklık hem idare etmeye namzet
kişilerden, hem de idare edilenlerden kaynaklanıyor. Aslında işlenen
zulümde, idare edilenlerin payı, idare edenlerin payından daha
fazla... Zalimleri o makama getirenler, onları besleyip
gorilleştirenler, onların o makamda ömür boyu kalması için
ellerinden geleni yapanlar idare edilenlerdir.
Hiçbir diktatör gökten
zembille inmemiştir. Hepisi de başında bulundukları halkın içinden
çıkmışlardır. Uzaydan geldi, biz de onu tanımadan başımıza diktik.
Bir daha da indiremiyoruz deme şansı yok kimsenin.
Sahi bu diktatörler
kimlerin omuzlarında duruyor dersiniz? Ala öküzün boynuzlarında
değil herhalde. Halkın omuzlarında duruyorlar. Hem de halkın kanını
eme eme...
İdareciden korkmayan ve
de korkusuzların tavırlarından ilham alıp, adam gibi idare edecek
insanlara ihtiyacımız var. Ömerlere ve ona Ey Ömer!.. Eğer sen
eğrilirsen, seni şu eğri kılıcımla doğrulturum. diyen insanlara
ihtiyacımız var.
Bugün yeryüzü bu
ikisinden de yoksun. Analar, ne Ömerler doğuruyor, ne de eğrilen,
yamulan, soygunculuk ve hırsızlık yapmaya yeltenen idarecileri
doğrultmaya namzet delikanlılar doğuruyor artık. Kurudu sanki
herşey. Ya analar değişti, ya da nesiller kurudu artık.
Adına sessiz çoğunluk
denen halk ise, kim daha güzel yalan söylüyor, ve içi boş vaatlerde
bulunuyorsa, onu birilerinin görülmez ve duyulmaz emri ile başa
getiriyor. Şunu seç diyorlar, halk da çaresiz önüne sürülen
insanları seçiyor. Öne sürülenleri ya iyi, ya da kötünün iyisi kabul
ediyor.
Belli bir süre sonra en
kötüler en iyiler, en kötü ve batıl sistemleri de en iyi ve meşru
sistemler olarak algılama hastalığı başlıyor. Yani halk, zaman
içerisinde uyuşturulmuş, sindirilmiş, aklî ve fikrî dengesini
kaybetmiş hale geliyor. Bundan sonra idarî makamları işgal etmiş
olanların işleri daha da kolaylaşmış oluyor. Dünyada var olan bütün
diktatörlerin halkın dumura uğramış akıl ve unutkanlığından istifade
ederek ayakta kaldıklarını söylemek mümkün. Bu böyle olmasa, adına
cumhuriyet denen bir ülkede elli senedir aynı adam seçimi
kazanabilir mi? Bir kimse ömür boyu kral, şah, emir olabilir mi?
Katillikler, zulümler, işkenceler, soykırımlar, soygunlar ve
hırsızlıklar yaparak idarede kalabilirler mi?
Bunlar, bütün bir
dünyayı kul, köle, esir, yerine koyabilirler mi? Altı milyar insanı
esaret altına alabilirler mi?
Bir ferdin koskoca bir
diktatörden daha büyük olduğunu biliyorum. Zalimin yanında sadece
birkaç menfaatperest uşak varken, mazlumun yanında Allah Tealanın
var olduğunu da biliyorum.
Bir fert koskoca bir
devletten, koca koca orduları olan diktatörlerden daha büyüktür
dedim. Siz de dudak büktünüz... Allaha olan imanım katıksız ve ben
de Allahtan başkasından korkmaz biri olabilseydim, siz daha
dudağınızın büküşünü tamamlayamadan cevabınızı alırdınız. Bir
tesbiğin taneleri gibi mazlumları bir araya getirme kabiliyetini
gösteremediğim için dudak büküyorsunuz.
Tane tane duran bir
tesbih işe yaramıyor. Onları bir araya getirip, bir ip ile birbirine
bağladığınız zaman tesbih vazifesini görüyor. İnsanlar da öyle...
Yani insanları diktatörler tek oldukları, azlık oldukları ve ayrı
ayrı durdukları zaman tahakküm altına alabiliyorlar. Güçsüz
insanlara zulmedebiliyorlar.
Birbirine kenetlenmiş
toplumlar ancak zulme dur diyebiliyorlar.
Zalimlere karşı tesbih
taneleri gibi yan yana ve omuz omuza duran fertler neyi başaramaz
ki? Yardımı Allahtan bekleyen, birbirlerinden kopmayarak esas
duruşlarını bozmayan insanların hezimete uğramaları beklenemez.
Diktatörler
korkaktırlar. Onların rejimleri de tuvalet kağıdı sağlamlığındadır.
Bu kağıtlar suyu görür görmez nasıl un ufak oluyorlarsa, zorba
rejimler de aynı şekilde halkın sağlam duruşu karşısında yıkılırlar.
Zalimleri ayakta tutan halktır. Onların düzenlerinin altlarındaki
halk direğini çektiğiniz an, bir binanın tavanı gibi yere inerler.
Yönetilenler güçlerinin
farkında değiller. Halkın kendi gücünü bilmemesi, korkak ve çekingen
davranması hem diktatörlerin işine yarıyor, hem de bu asalakların
cüretkarlıklarını artırıyor.
Mantık kurallarına
göre, üçüncü bir şıkkı olmayan, fakat gerçekte üç şıkkı olan bir
deklem ile karşı karşıyayız. Biraz düşünün ve bana hak verin...
Bir insan ya zalimdir,
ya da mazlum. Üçüncü bir şık olarak hem zalim, hem de mazlum
olabilir mi? Mantığa göre hayır; ama, pratikte evet!.. Gerçek
hayatta mantığa kafa tutar bir haldedir insanoğlu.
Sağ eline bıçağı almış
ve sol kolunu omuz başından kesen bir adamın yaptığı iş ile aynı
terazide tartabiliriz bu durumu. Öteki ifade ile diktatörleri ayakta
tutanlar, hem katildirler, hem de maktuldürler. Adına zalim
dediğimiz idareciler de katilin elindeki bıçak mesabesindedir.
Zalim insanları seçip
başlarına diken insanlar, zulme davetiye çıkarmış olmuyorlar mı?
Kendi katillerini kendileri tayin etmiş olmuyorlar mı? Kendi
putlarını kendileri dikmiş olmuyorlar mı?
Bu kadar soruya
verilebilecek tek cevap evettir.
Aklı başında olan bir
insanın, bir Allah Teâlânın emirlerine, bir de insanlara zulmeden
insanların amellerine baktığı zaman kafayı üşütmemesi elde değildir.
Kendi kendilerine acı verecek işleri seve seve yapan ve kendilerine
acı vermekten zevk alan insanları terazinin hangi kefesine koymalı?
Bunun da ötesinde yaratılanlar arasında kendisine bu kadar zulmeden,
kendisine acı veren bir mahluk var mıdır diye sormalı!
Ben size, zulmün
mimarlarını anlatmaya gayret ettim. Soruların cevabını bulmakta
sizlere aittir.
Selam ve dua ile |