|
Krizler Ülkesi |
12 Eylül 1980 Cunta
İhtilali sonrası, Yahudiler, bize her on yılda bir ihtilal yazdılar
demiştim. Daha başka şeyler de söylediğimi hatırlıyorum.
Neyse!..
Konumuz o değil.
Sadece bir giriş olsun istedik.
Bütün kalkışmalar, darbeler, germe ve krizlerin sebepleri var:
Ülkenin geri kalması... Bir dilim ekmeğe muhtaç halde hayatımızı
sürdürmemiz... Köle hayatı... Vesaire vesaire...
Petrolün üstünde oturan, ama petrol sıkıntısı çeken bir ülke...
Dağı, taşı altın olan, ama para sıkıntısı çeken bir ülke...
Madenleri çok olan, ama fakirlikten kurtulamayan bir ülke...
Misalleri çoğaltmak mümkün, ama bu kötü kaderi değiştirmek sanki
mümkün değil.
Bütün zenginliklerimiz birileri için saklanıyor gibi.
Harun Yahya, Petrol kimin için saklanıyor? diye sormuştu Yahudilik
Ve Masonluk kitabında.
Sahi bütün zenginliklerimiz kimin için saklanıyor? Davetsiz
konuklarımız mı var? Bu toprakların bizim dahi bilmediğimiz
sahipleri mi var? Zenginliklerimiz neden bizlerden esirgeniyor? Ülke
içerisinde meydana getirilen krizlerle bu politikanın bir ilgisi var
mı?
İstiklal Mahkemeleri, sağ-sol davası, PKK meselesi ile ne kadar
ilgiliyiz? Niçin yüzbinlerce insan bu bizim olmayan davalarda can
verdi? Niye hep oyuna geldik? Ya da başımıza getirdiğimiz insanları
nerede kontrol edemez duruma düştük de bunlar başımıza geldi? Onlar,
düşmanlarımızla bir olup bizi oyuna mı getirdiler? Bütün olanlardan
ders alabildik mi?
Dost ve düşman ayırımında ne kadar hata yaptık? Kriterlerimiz ne idi?
Dost dediklerimizden ne iyilik gördük? Düşman bellediklerimizden,
hatta düşman olmaya zorladıklarımızdan ne kadar kötülük gördük. Ne
kadarında yanıldık? Kararlarımızın ne kadarında isabet ettik, ne
kadarında hata ettik?
Dört yanımızdaki ülkeleri ki, bunların çoğu bizim kardeşimizdi ve
vatanlarımız da ortaktı- kendimize düşman etmekle ne kazandık? Dost
kalsak daha iyi olmaz mıydı? Yanıbaşımızdakilerle düşman olup, ta
uzaktaki ve esas düşmanlarımızla dostluk oyunları oynamamız yerinde
bir hareket miydi? Bizi kimler bu hale getirdi?
En önemlisi de geçmişten ders alıp, geleceğe daha emin adımlarla
yürümek için ne yapıyoruz? Gelecek için bir planımız var mı?
Eğer hâlâ aynı yerde dönüp duruyor, hâlâ aynı hataları yapıyorsak,
bu yaptıklarımızın intihardan bir farkı var mı?
Başımıza diktiklerimiz artık burunlarının doğrusuna gitmekten
vazgeçmeyecekler mi? Onları, yani seçtiklerimizi ve atadıklarımızı
frenlemenin zamanı gelmedi mi? Yiğidin hakkını, namerdin ve hırsızın
da cezasını ne zaman vereceğiz?
Seçtiklerimizin hata yapmadıkları müddetçe- arkasında durmayı ne
zaman öğreneceğiz? Kötüleri ve iyileri ne zaman birbirlerinden
ayıracağız? Bütün bunları yapabilmek için Allah ve Rasulünü ne
zaman aramızda hakem tayin edeceğiz? Allahın dinine ne zaman teslim
olacağız? Putlardan ne zaman kendimizi kurtarıp, Allaha teslim
olacağız?
Krizler ülkesi diye anılmaktan kurtulmak için hiçbir çabamız
olmayacak mı? Böyle yaşamak bize bir zevk mi veriyor?
Krizler ülkesi olarak anılmak hoşumuza gidiyor diyenler bir adım
öne çıksın dersek ayıp mı olur acaba?
|
|