Yazılar

Hırsızları İlan Ediyorum

"Ya adam olun, ya da eşşekliğinizi ilan edin” diyerek söze başlıyoruz.

Bunun anlamı şu;

Ya müslüman gibi yaşayın, ya da müslüman olmadığınızı ilan edin!

Ya emin adamlar olun, ya da hırsızlıklarınızı ilan edin!

Ya namuslu olun, ya da namussuzluğunuzu ilan edin!

Ya insan olun, ya da hayvanlığınızı ilan edin!

...................................

Bu acı, ama gerçek dolu girizgahtan sonra, esas konuya gelmek istiyorum.

Bizimkilere!.. Bizim hırsızlara!.. Bizim soygunculara!.. Bizim hortumculara!.. Bizim namussuzlara!.. Vesaire vesaire...

Kimse kalkıp bana “hırsızın bizimkisi, ötekisi olur mu?” demesin. Alınıyorum!.. Böyle düşünenleri fena halde hırpalarım!..

Ben de yukarıda saydıklarımın “bizimkiler” ya da “ötekiler” diye ayrılamıyacağını biliyorum. Ben de biliyorum hırsızın renginin olmadığını... İmanlısının ve imansızının olmadığını!.. Söz gelimi kullanılmış bir kelime işte!

İtiraf etmek gerekirse, bizim camianın garibanları şu üç konuda hata yaptılar:

1. Benim liderim hata yapmaz.

2. Benim liderim bana kelek (argocası bu) yapmaz.

3. Aman teşkilatım zarar görmesin.

Burada andığımız “lider” herhangi bir liderdir.

Bu bir parti başkanıdır. Bu bir holding başkanıdır. Bu bir teşkilat başkanıdır. Bu bir vakıf başkanıdır. Bu bir dernek başkanıdır. Bu bir organizatördür...

Garibanların hata ve suçlarını da biraz açayım isterseniz.

Kimi saf bir bağlılıktan dolayı gerçekleri göremedi. Kimi gördü, fakat korktuğu için söyleyemedi. Kimi “teşkilatım zarar görmesin” diye pisliği örttü. Kimi makam ve mevkii uğruna bütün gerçeklerin üzerini kapattı.

Kimi de bu zulüm ve hırsızlıklara ortak veya alet olduğu için sesini çıkarmadı.

Ben mi?.. Ben dokuz köyden koğuldum.

Size onuncu köyden yazıyorum. Anlayın işte!.. Yakında onbirinci köyden size selam yollamak zorunda kalabilirim.

Yolun yarısındayım, ama yine de acele edip, hırsız, soyguncu, hortumcu ve namussuzları ilan etmek boynumun borcudur. Musalla taşına oturmadan bunları bildirmem gerekecek. Sonra sizlere ulaşacak ne bir seda, ne bir güç, ne de bir satır yazı yazma imkanı bulabilirim. Çok acele etmem gerek çok!..

Karar verdim. Ne kadar hırsız, soyguncu, hortumcu, namussuz, zalim varsa, hepisini açıklayacağım.

Hepisini sıraya koydum. Sırası gelen boyunun ölçüsünü alıp gidecek. Size yeminle söyleyebilirim ki, kimseye iltimas geçilmeyecek. Kendi efendisi Dinç Dilgin’in hortumlarını gizleyen Zafer Mutlu’nun düştüğü lağım kuyusuna düşmeyeceğim inşaallah!..

Birinci sırada Hac Organizatörleri var. Kabe’de bile hırsızlık, soygun, zulüm ve hacı adaylarına işkence yapan adî adamlar var. Kıblemi, Mekke ve Medine’yi kirletenler var. Ve bunların o mübarek beldelerde yaptıkları 16 kalem hırsızlık, soygun ve zulümler yumağı var.

İkinci sırada ise, holdingler var. Müslümanların paralarını toplamak için dokuz takla atan holdingçiler... Sonra bu paraları çarçur eden holdingçiler. Hırsızın baştacı, namuslu çalışanların da tukaka edildiği holdingler var. Milletin paralarını göz göre göre soygunculara yem eden holding şefleri var. Çalanları bilindiği halde asla tahsil edemedikleri ve tahsil etmemize fırsat vermedikleri milyonlarca Euro kaybeden holdingler...

Ben adamların karşısına çıkıyor, “Şurada şu kadar paranız çalındı. Bunu siz de biliyorsunuz. Bana biraz bilgi verin. Paralarınızı kısa zamanda getireceğim” diyorum. Adamlar köşe bucak kaçıyorlar. Artık bu adamları rezil etmenin zamanı değil mi?

Üçüncü sırada milletin mal ve emeği ile bir yerlere getirdiği partiler...

Bu partileri atlama taşı olarak kullananlar... Servet ve makam sahibi olanlar... Aslını inkar noktasına gelenler...

Partilerin gurbetçilerden hortumladıkları dünyanın paraları var. Benim gurbetçim kılı kırk yararak yurdundan uzak bir şekilde yaşamaya çalışırken, onların paraları ile sefa süren sözde idareciler...

Sonra sıra teşkilatlara gelecek. Şereflilerin şerefsizler kadar cesur ve hak sahibi olamadığı teşkilatlar...

Hırsızlara ayakbağı oldukları için iyilerin içerisinde barındırılmadığı, milletin mal ve emeklerinin iç edildiği, çalındığı teşkilat, dernek, vakıf, cami derneği, kurum, kuruluşlar...

Herkes bundan nasibini alacak.

Fakat onlara bir şans tanımak istiyorum. Eğer yaptıklarından vazgeçer, çaldıklarını hak sahiplerine iade ederlerse, ben de onların hakkında yapacağım açıklamalardan vazgeçeceğim. Aksi takdirde kararımdan Allah’ın izni ile kimse beni vazgeçiremiyecektir.

Sözüm sözdür. Fakat bundan sonra kimse beni kendilerine zararım dokunmakla suçlayamayacak. Ben bu savaşı önceden ilan ediyorum. Bizden olduğunu söyleyen fakat hal ve tavırları ile bizden olmayanlar asla kusura bakmasınlar.

Ben önce evimin içini sonra kapımın önünü temizlemekle sorumluyum. Sonra da sıra mahalleme, köyüme, kasabama, şehrime, ülkeme ve dünyaya sıra gelecek. Tabii gücüm yettiği kadar!..

Gücümü aşan konulardan ne dünyada, ne de Ahiret’te sorumlu tutulmayacağım. Kötülüğü el ile, yapamazsam, dil ile, onu da yapamazsam kalbimden ona düşmanlık besleyerek ortadan kaldırmaya çalışırım. Bana verilen emir bu. En iyisi el ile temizleme. İmanın en zayıfı da kalp ile buğz etmektir.

Haydi iş başına.

Haa!.. Az kalsın unutuyordum. Bu yazıyı dün bitirdim. Bu gece bu yazıdan dolayı ilk tenkit telefonunu aldım. Bayağı heyecanlı bir rüya idi. Allah sonunu hayıra getire...

Selam ve dua ile