|
Çok mu Acıtıyoruz?
(2) |
Önceki yazımızda bu
soruyu sormuştuk. Çok mu Acıtıyoruz? Arkasından da misallerle nasıl
acıttığımızı açıklamaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise, nasıl
acıtmayız, onu bulmaya çalışacağız.
Herkesin bildiği bir gerçek var. Ne ekersen, onu biçersin.
Anlaşılmadı ise, bir misal daha verelim. Zulmeden karşılığını bulur.
Yine mi yerine oturmadı? Öyle ise açıklayalım.
Bu acıttığımız insanlar, bu millete yaptıkları zulmün, işkencenin ve
yaptıkları her türlü katliamın karşılığı olarak, bizden haklarına
düşeni almak zorundalar. Biz onların yaptıklarının karşılığını
dilimizle verdiğimiz, yani yaptıklarını insanlara duyurduğumuz için
bu kadar acıtıyoruz. Ya onların kullandıkları yöntemleri kullansak
neler olur? Eminim o zaman ya uslanır, adam gibi yaşama yolunu
seçerler, ya da dünyayı ayağa kaldırırlar.
Son yüzelli yıldan beri esarete mahkum edilmiş bir milletin bir
bireyi olarak konuşuyorum. İmanım hariç, üzerimdeki bütün kisveleri
bir kenara bırakarak konuşuyorum. Biz birilerini acıtıyorsak, onlar
bu millete ettiklerini çekiyorlar demektir. Dünyanın en büyük
çirkinliklerini sergileyenleri güllerle mi karşılasaydık yani? Onlar
İslam dinine yaptıkları saldırılarla 2 milyar müslümanı rencide
etmektedirler. Biz onlara karşı hangi iyi niyeti taşıyabiliriz?
Genede biz, bu yazımızda kimseyi acıtmamanın yollarını arayacağız.
Yani acıtmamak için...
Olayları gördüğümüz gibi anlatalım diyoruz. Acıtıyor...
Konuları duygusal bir çizgide işleyelim diyoruz. Acıtıyor...
Mertçe, fert, toplum, kanun ve kurumların karşısına geçip, sizin bu
yaptıklarınız insanlığa sığmaz diyoruz. Bu kez daha fazla
acıtıyor...
Kasacası, acıtıyoruz, acıtıyoruz, acıtıyoruz.
Anladık da, acıtmadan ve akrepler tarafından kuşatılmadan nasıl
yazarız? En iyisi masal, fıkra ve hikaye anlatmak... Acaba olur mu?
Masal anlatsak, nasıl olur? Bir varmış, bir yokmuş diye başlarız
anlatmaya!...
Başlarız başamasına da, ya olaylar, ya kahramanlar, ya da verdiğimiz
zaman dilimi onların hoşuna gitmezse, ne olacak? Acıtılmaya meraklı
mazolar hiç rahat dururlar mı?
İyisi biz hikaye anlatalım. Hem eğlenceli olur. Ama bu da acıtır.
Çünkü hikayeler, gerçeği, yaşanmış olayları ve gerçeğe yakın
olayları anlatır.Ben yaşadıklarımı, gördüklerimi ve duyduklarımı
hikaye ederim. Bu daha fazla acıtır!..
Öyleyse, biz de bu köşede yemek tarifi yapalım. Olmaz mı? Tabii
olmaz. Armudun sapı, üzümün çöpü, havucun yaprağı derken, yine
başımız belaya girer. Her şeyde bir art niyet aramıyorlar mı? Yemek
tarifi işi de yattı.
En sakıncasızı hiç yazmamak. Belki rahat bırakırlar bizi. Ben de ne
hayaller kuruyorum be? Adamların varlığımıza tahammulleri bile yok.
Bense, şunu yaparsam ne karar acıtırım, şunu da yapmazsam ne kadar
acıtmam diye yazı tura oyunu oynuyorum. Laik olmayan, insan olamaz
demediler mi? İnsanlığa bu kadar büyük hakareti yapanların bana
tahammülleri olabilir mi? Elbette olamaz?
Yok arkadaş!..
Ben acıtmamanın yollarını aramaktan vazgeçtim. Devam.. Yazmaya ve
zalimlerin kuyusunu kazmaya devam... Acıtılmamak isteyenler,
insanlığın yüz karası olmaktan vazgeçsinler. Biz de acıtmaktan
vazgeçeriz.
Hey!.. Hâlâ acıtıyor muyuz?
|
|