|
SULTAN II.
ABDÜLHAMİD HAN
(1842 - 1918)
Sultan
İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde
İstanbulda doğdu. Uzun boylu, buğday benizli, siyah ve sık sakallıydı.
Kaşlarının üzeri hafifçe çıkıntılı ve gözleri de siyahtı. Babası
Sultan Birinci Abdülmecid,
annesi Tir-i
Müjgan Kadın Efendidir.
Sultan İkinci Abdülhamid
çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey
annesi
Perestü Kadın
yetiştirdi. Perestü Kadın ona çok iyi bakmıştır. Bu yüzden Abdülhamid onu
çok sever lafı açılınca Annem
ölmemiş olsaydı, O da
bana ancak bu kadar bakabilirdi.
demiştir.
Çocukluğunda çok zayıf
bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu.
Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok
hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri
aldı ve piyano çalmayı öğrendi.Devrin en kıymetli alimlerinde, çok iyi bir
tahsil yaptı. Kuvvetli bir hafıza ve basirete sahipti. Gayet güzel ve düzgün
konuşurdu. Deha derecesinde bir siyasete sahipti. Bu ileri görüşlü ve akılcı
siyaseti
Prens Bismarka
100 gram aklın 90
gramı
II.Abdülhamid Handa, 5 gramı bende 5 gramı da diğer
siyasilerdedir
sözünü söyletmiştir.
Çok cesurdu fakat karanlık
fobisi vardı ve çoğu gece sarayın bütün ışıklarını açık
bıraktırırdı.Tasavvufa ait geniş bilgisi vardı. Spor yapmaktan hoşlanırdı.
Son derece takva idi, ibadetlerini aksatmazdı. Gayet güzel kılıç ve silah
kullanırdı. Özellikle silahları çok severdi. Bu yüzden yaşadığı Yıldız
Sarayının her odasını elleriyle seçtiği silahlarla donatmıştı. Hayatı
boyunca ittihatçılardan çekmiş, onların iktidarı ele geçirmek istediklerini
her an hissetmiş ve kendisini bir gün öldürmeye geldiklerinde onlara karşı
kendisini silahlarıyla korumayı düşünmüştü. Silahları onca sevmesine ve iyi
bir nişancı olmasına rağmen padişah olduğu ve çok büyük bir sorumluluğu
olduğu için onları hiç kullanamamıştır, kullanmamıştır.Bu sorumluluğu o
kadar içten hissetmiştir ki tahtı bile elinden alınırken cebinde;
avuçlarının içinde olan silahı hiç çıkartmamıştır; lakin gelen elçiler
silahın namlusunu enselerinde hissetmişlerdir.
Kimilerinin
kızıl
sultan kimilerinin Ulu Hakan
dediği Sultan İkinci Abdülhamid halkının kanının akmasının taraftarı
değildi ve bu yüzdende elinde bulundurduğu İslam dünyasının halifeliğini
kullanmamış ve büyük bir katliamı önlemişti 31 mart vakıasında.
1909 senesinde, tarihe 31
Mart Vakası olarak geçen, bütün bir yüzyılın kaderini
değiştiren, kandırılmış bir kısım insanların birinci ordudaki birliklerden
birazını arkalarına alarak
şeriat isteriz!
diye meydanlarda bağırmalarıyla başlayan, ulema sınıfının
bu isyanın şeriatla
ilgisi yoktur
diye yayınladıkları bildirilere rağmen, bir
din ayaklanması
olarak bilinen bu isyanın sonunda düzmece bir irtica olayını bahane ederek
tahttan indirdiklerinde yüksek bir veli derecesinde olan Büyük Hakan:
Bu Cenabı
Hakkın Takdiridir.
diyerek elinde muazzam kuvvetler olduğu halde
müdahale bile etmeden tahtını terk etmiştir.
Bu isyandan sonra Osmanlı
Devletinin daha fazla ayakta duramayacağı görülmüş, isyanı bastıran ordunu
komutanı olan Mehmet
Şevket Paşa, hiçbir Osmanlı hükümdarına nasip
olmayan bir iktidarla ülkeyi yaklaşık 4(dört) sene dilediği gibi yönetmiş,
ülkeyi pislikten temizliyorum, sizi korkularınızdan kurtarıyorum,
korktuğunuz geçmişinizden sizleri sıyırıyorum
diyerek Osmanlı Devletine
ait bütün jurnalleri yaktırmış, Osmanlıya ait bütün ihbar mektuplarını,
yazılı kararları,devletin tüm bilgilerini, yani Osmanlıyı yok etmiştir.
Siyasi ve diplomatik hadiselerin en çok olduğu
devir şüphesiz Abdülhamid Han devridir. Bu büyük padişaha, bütün tarihi
hakikatler neredeyse ortaya çıkmasına rağmen, hala iftira atanlara rastlamak
mümkündür.

(II.
Abdülhamid'in Tuğrası)
Daha o zamanlar Yahudiler,
Filistinden toprak istemişlerdi; Doktor Theodor Herlz,
1896 yılında İstanbula gelerek,
Polonyalı Kont
Philippde Newlinskinin delaletiyle padişahla görüşür ve Filistin
karşılığında, padişaha 20.000.000 (yirmi milyon) sterlin vermeyi hatta
Osmanlının bütün borçlarını ödemeyi teklif eder ,daha da ileri giderek
Musevilerin etkin bir yardımı olmadan, mali sorunların çözümünde Osmanlı
Devletinin bir başarı gösteremeyeceğini
vurgulamaktan da geri kalmaz. Theodor Herlz,
huzurdan ayrıldıktan sonra, padişah, Newlinskiye hitaben:
Eğer Bay Herlz, senin
benim arkadaş olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir
adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan benim
değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar
kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz.
Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevnede şehid
düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe
meydanlarında kalmışlardır. Türk İmparatorluğu bana aid değildir. Türk
milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım, Museviler
milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman, onlar,
Filistini hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat, yalnız bizim
cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat
yapılmasına müsaade etmem.
Şeklinde kesin cevabını bildirmiştir.
Padişahlığı zamanında
yıkılmak üzere olan devleti ayakta tutacak en iyi tedbir ne ise onları hiç
tereddüt etmeden yerine getirdi ve yıkılmak üzere olan bir devleti tahtı
elinden alınana kadar tam 33 (otuz üç)
sene geciktirdi. Devrinde yapmış olduğu işleri, bazı aydın geçinen tabaka ve
onların sözcüsü gibi çalışan İttihat Ve Terakki
Cemiyeti hariç, herkes takdirle karşılıyordu. Aleyhine her türlü
iftiralar en kötü isnatlar uyduruluyor ve Avrupa devletlerinin himayesinde
yaşayan çeyrek aydın bile olamayanlar gazetelerinde, durmadan bu iftira ve
isnatları yazıyorlardı. Hiç yılmadan ve bıkmadan, Devlet-i Aliyyeyi 33 (otuz
üç) sene idare etti. Dünya savaşının çıkacağına inanıyor, çıktığında
ise Osmanlı Devletini kurtaracak en önemli şeyin, ancak denizlerde kuvvetli
bir devletin yanında savaşa katılmak olduğunu düşünüyordu.
Tahttan indirildiğinden hemen sonra bu görüşünün tam zıddı yapılmış koca
devlet de tamamen yıkılmıştı. Ve Bismarkın ne kadar haklı, Abdülhamidinde
ne kadar ileri görüşlü, ne kadar işinin ehli olduğu bir daha ispatlanmıştı.
Ama iş işten geçmiş onun bilgi ve deneyiminden yararlanılmamıştı.
En büyük talihsizliği devleti
en kötü şartlar altında eline almış olmasıdır. Tahttan indirildikten sonra
zaman ilerledikçe, aleyhinde olup da pişman olmayan hemen hemen kalmamış
gibiydi. Son derece dindar ve namusluydu; abdestsiz olarak hiçbir devlet
işine imza atmadığı meşhurdur.
Tahta çıktığında, amcası Sultan Abdülazizin intihar edip etmediğini
tesbit etmek için bir mahkeme kurdurmuş ve kurulan bu mahkemede; Hüseyin
Avni, Mithat Paşa ve daha bazılarının öldürttüklerini tesbit ettirmiş. Bunun
üzerine Mithat Paşanın idam edilmesini, Gazi Osman Paşa ve Ahmed Cevdet
Paşa gibi büyük dahiler bile istemiş olmalarına rağmen
idam cezasını müebbet hapse çevirmiştir.
Son
derece şefkatli bir insan olan Sultan Abdülhamidin kendisini öldürmek
isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır.
Hayırsever ve cömert bir insan bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid,
sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine
hazinede yeterli para olmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi
servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı.
Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları
sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı.
Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda
hizmet verecek bir çok mekan yaptırmış. Vilayetlere liseler, kazalara
ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırmıştır ve bu
okullarda yabancı dillere kadar birçok yeni dersler okutuldu.
(Feshane)
İstanbulda
Şişli Etfal Hastanesini ve
Darülacezeyi kendi şahsi parasıyla yaptırdı.
Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu
borularla İstanbula getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan
Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdata ve Medineye kadar da demiryolları
döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti.
SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD;
*Polis
teşkilatını geliştirdi.
*Komiserlik ve baş komiserlik makamlarını ihdas etti.
*Ceza ve Ticaret Usulü kanunlarını
çıkarttı.
*Askeri dikimevleri, tersaneler, feshaneler
kurdurdu.
*İstanbul İzmir limanlarını tahsis etti.
*Tahta
çıktığında 252.000.000 (iki yüz elli iki milyon) olan altın borcunu tahtı
bıraktığında 30.000.000 (otuz milyon) altına indirdi.
(Yıldız Çini
Fabrikası)
*Hereke
Halı ve Dokuma, Beykoz Deri,
Yıldız Çini, Cibali Tütün,
Yedikule İplik ve Havagazı,
Kireç burnu Tuğla,
Çubuklu Cam, İstinye Buy Fabrikalarını
işletmeye açtı.

(Hereke
Halı/DokumaTezgahı)
*Zirai
alanda haralar, örnek çiftlikleri tesis etti;
Ziraat, Baytar,
İpek böcekçilik,
Halkalı Ziraat, Orman ve Maden, Ticareti
Bahriye, Mülkiye,
Hukuk, Sanayi Nefise,
Tıbbiye, Ticaret ve Hendese-i Mülkiye,
Darul-muallim, Darülfünun gibi
her dereceden okulları açtırdı ki bugün hepsi de kullanılmaktadır.
*Arkeoloji, Askeri Müze, Yıldız ve Beyazıt
Kütüphaneleri yine o devirde açıldı.
*Gureba Hastanesi,
Hamidiye Etfal Hastanesi,
Yıldız Askeri
Hastanesi ve bugünkü Darülaceze yine o devirde hizmete girmiştir.
*Hamidiye çeşmeleri ve Terkos Su Şirketi yine
Abdülhamide nasip oldu.
Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara
önem veren ve ince ruhlu bir padişah olan Sultan İkinci Abdülhamid
döneminde, özellikle yabancı mimarların faaliyetleri göze çarpar. Sultan
İkinci Abdülhamidin padişahlığı döneminde yerli ve yabancı mimarların
yaptığı bazı eserler şunlardır; İstanbul Askeri Müzesi, Eski Şark Eserleri
Müzesi, Yüksek Ticaret Merkezi, Tarabya İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Tıbbiye
Mektebi, Düyun-u Umumiye ve Karaköy Osmanlı Bankası, Karaköy Palas İş hanı,
Maçka Palas, Ankara İş Bankası, İstanbul Maçka İtalyan Sefareti,
Haydarpaşa Garı, Sultanahmette Alman Çeşmesi,
Sirkeci Garı, Kütahya Ulu Camii,
İstanbul Yıldız Hamidiye Camii, Cihangir Camii
(Hamidiye Kağıt
Fab.)
Tahttan indirildikten sonra Selanike sürülmüş,
birçok işkenceler yapılmış ve Selanikin düşman işgali altında kalma
ihtimali çıkınca İstanbula Beylerbeyi Sarayında
oturmaya mecbur edilmiştir. Büyük Hakan 1918
senesinin 10 Şubatında bu sarayda hayata
gözlerini yummuş, Divan yolundaki Sultan Mahmud Türbesine, amcası Sultan
Abdülaziz ile dedesi İkinci Mahmudun yanına defnedilmiştir.Vefatında 75
yaşını 4 ay geçiyordu. Cenazesinde en hareketli aleyhtarlarının bile
ağladığı söylenir.
İkinci Abdülhamidin sekizi erkek, dokuzu da kız olmak üzere onyedi
çocuğu dünyaya gelmiştir.
Çocukları:
Mehmed Efendi (1871-1937), Abdülkadir Efendi (1878-1945), Ahmed Efendi
(1878-1945), Burhaneddin Efendi (1885-1948), Abdürrahim Efendi (1894-1954),
Nureddin Efendi (1901-1950), Bedreddin Efendi (1901-1904), Mehmed Abid
Efendi (1904-?) , Ulviye Sultan (1868-1872), Zekiye Sultan (1878-1952),
Naime Sultan (1876-1945), Naile Sultan (1884-1956), Şadiye Sultan
(1887-1977), Ayşe Sultan (1887-1977), Refika Sultan (1907-1908).
Hazırlayanlar: Mustafa Keleş & Fatih
Kaya
|