|
Kanla
Yoğurulmuş Ekmek

Iraklı çocukların kan ve
gözyaşları benim ekmeğim mi?
Kan ve çıkar konusunu,
başka bir ifade ile kan ve çıkarın bağ ve birlikteliğini
düşünüyorum. Küçücük bir dünya menfaati için en yakınının canını
alan insanların geçirdiği değişimi... Allahın verdiği canı almak
gibi bir hakka sahip olduklarına inanan insanların geçirdiği
evrimi... Her yanından kıpkırmızı kan damlayan ekmeği iştahla yiyen
insanları... Kana batmış lokmaları kabul eden mideleri düşünüyorum.
Bandı teybe yerleştirip
başlıyorum düşündüklerimi anlatmaya:
Ben Türkiyeyim. ABD
benimle pazarlık yapıyor. Dolarları görünce yumuşuyor ve çıkarlarım
için her dediklerini kabul ediyorum. Hani şu çıkar meselesi... Anayı
kızdan ayıran konu...
Toprağımı, üstlerimi,
limanlarımı, yollar ve semalarımı conilere teslim ediyorum. Onca
silah ve techizata rağmen coniler korkuyorlar. Ordumun yarısını da
Iraka gönderiyorum. Çıkar meselesi dedik ya! Kardeş katili olmayı
mubah görüyorum. Sağ olsunlar... Emir komutaya alışmış erlerim
kardeş mardeş tanımıyor, bulduklarını katlediyorlar. Niyazi olmaları
bile ilgilendirmiyor onları.
Her bir katliamın
arkasından Bush oğlu Bush, Şaron ve ötekilerden aferin alıyorum.
Avrupalılar bana bütün kapılarını açıyorlar. Dünyanın en modern ve
acımasız silahlarını önüme yığıyorlar. Seviniyorum. Dünyada itibar
gördüğüme yoruyorum. Büyük devlet adamı ruhu sarıyor beni. Futbol
amigoları gibi En büyük ben, başka büyük yok. diye bağırmaya
başlıyorum. Hâşâ!.. Kendimi büyük görüyorum. Onlar öğrettiler bunu
bana.
Ölülerin sayısı
yükseldikçe, benim sofram zenginleşiyor. Ömrümce görmediğim
yiyeceklerle doluyor sofram. Daha bir çoğunun adını bile bilmiyorum.
Son model arabalarım
oluyor. Yatlarım, gemilerim denizleri dolduruyor. Fezada uçan
kuşları andırıyor uçaklarım. Kral Fahdın 2500 sarayını birkaç bine
katlıyor saraylarım. Günde üç öğün yemek pişiyor bütün saraylarımda
benim için. Hizmetçilerim, uşaklarım, ulaklarım pervane gibi
dönüyorlar etrafımda.
Çıkarım için sattığım
insanların kan ve gözyaşları bana bunları kazandırıyor. Çıkarın
üstün nimetlerine sahip oluyorum. Büyük adam falan.
Uyanamıyorum. Bu adamlar
Saddama da dosttular. Dünyanın silahlarını ona ABD, Avrupa ve
Yahudiler vermiştiler. Halepçede beş bin Müslümanın kanını
emmişti. Sonra 9 yıl boyunca iki milyon İranlı Müslümanı
katletmişti. Sonunda da baba Bushun telkin ve yardımı ile Kuveyte
girmişti. Kuveyt ve Irakta milyonla ifade edilecek sayıda
Müslümanın katlini yapmış ve yaptırmıştı. Körfez Savaşından bugüne
açlık ve ilaçsızlıktan ölen çocukların sayısı 600 bin civarında
idi. Saddamın başına gelenlerden ders almıyorum bile.
Çıkarım gereği
yaptıklarımdan kendimi sorumlu tutmuyorum. Bunu bilen ABD ve
yahudiler yeni teklifler getiriyorlar. Ve bitmez tükenmez dolar
yığınları... Dünyanın en zenginlerinden biri oluyorum.
Önce Irak düşüyor.
Yahudiler ve jandarması ABD, sonra Iran, Suriye, Suudi Arabistan,
Sudan, Pakistan ve diğerlerini tek tek işgal ediyorlar. Benim
kahraman askerlerim sayesinde işgal etmede zorlanmıyorlar.
Her işgal edilen ülkeden
sonra ödüller, madalyalar alıyorum. Saddamı da katlettiği
Müslümanlar için ödüllendirilmişlerdi. Şimdi neden onu gözden
çıkardılar diye soramıyorum. Soru sormak aklıma gelmiyor.
Neden sonra bunların bana
olan ilgileri azalmaya başlıyor. Ben sustukça daha da ileri
gidiyorlar. Her geçen gün, biraz daha küstahlaşıyorlar. Etrafıma
bakma gereğini hissediyorum. Bir de ne göreyim. Her yer işgal
edilmiş. Ben, yani Türkiye kalmış işgal edilecek. Bir yarım ada.
Bir Eyvaaaaaah
çekiyorum. Dağlar taşlar iniliyor.
Fakat çok geç...
Sıra bana gelmiş.
Bütün yaptıklarıma pişman
oluyorum. Fakat son pişmanlık fayda vermiyor. Fravuna fayda
getirmeyen son pişmanlığı yaşıyorum. Bin pişmanım, ama yıkılmaktan
kurtulamıyorum. Kardeşlerimin kan ve gözyaşları üzerine kurduğum
saadet sarayım yıkılmaya mecbur.
Son pişmanlık fayda
etmiyor.
İşte tarihte yerimi
almama az kaldı. Eminim, İyi bir adamdı, pardon ülkeydi. Çıkar
meselesinden önce kardeşlerini sattı. Düşmanlar, sonunda onun canını
da aldı. İhanetin cezasını canı ile ödedi diye yazacak tarihler.
Utancım tarihim olacak...
Yıkılıyorum. Fravunun
boğulurken duyduğu pişmanlığı duyuyorum. Fakat!.. Fakat, son
pişmanlık fayda etmiyor. Kan ile yoğrulmuş ekmekten yedim bir
kere...
Bir kez daha sorayım mı?
Son nefesimi vermeden
tekrar soruyorum:
Iraklı çocukların kan ve
gözyaşları benim ekmeğim mi?
....................................... |