Boykot Paradoksu
Üretimden
ve Tüketimden
gelen
gücün birleştirilmesi
Av. M. Bülent Deniz
Tüketiciler Birliği
Genel
Başkanı
Hak İşçi Sendikaları
Konfederasyonu
Tüketici Politikalarında Sendikaların Rolü
Panel
06
Haziran 2003
Grand
Anka Oteli/İstanbul
Giriş
Birkaç on yıldır sokaktaki insan,
herhangi bir yetkili-etkili makam işgal etmese de, ülke
politikalarına zaman zaman müdahale edebileceğini gördü. Sokaktaki
insanın tüketici kimliğini farketmesiyle başlayan bu süreç,
tüketimden gelen bir güçün varlığını ortaya koydu. Geçmişte
işçi sınıfının üretimden gelen gücü kavramı ile tanışan
sokaktaki insanın, kendisine ait ve kolayca kullanabileceği gücü ile
ulusal politika bir yana, uluslararası politikalara bile karışma,
değiştirme ve müdahale olanağı bulunmaktadır.
Özellikle tüketicinin kendi devleti ile
başka devletler arasındaki sorunlarda sıkça başvurulan bu güç ile
arada sorun yaşanan devlete ait firmaların ürettikleri mal ve
hizmetlerin satın alınmayarak cezalandırılması ve böylelikle
ekonomik yönden bir zaaf oluşturularak, aradaki sorunun kendi ülkesi
lehine çözümü için karşı devlet mevcut politikadan sapmaya
zorlanmaktadır.
Ben tüketmezsem, sen satamazsın,
satamazsan batarsın
şeklinde özetlenebilecek bu gücün, yeni dünya
düzeni (!) ile birlikte küreselleşme olgusu karşısında zaafa
uğradığı veya etkisini yitirdiği iddiaları bir hayli
tartışılmaktadır.
Malların milliyeti
Küreselleşen ekonomik düzen ile birlikte
tüketiciye sunulan mal ve hizmetlerin milliyetini tespit olanağı
ortadan kalkmış bulunmaktadır. Sözgelimi; bir bilgisayarın kasası
bir ülkede, içindeki çipler bir ülkede, fişleri bir ülkede
yapılmakta, başka bir ülkedeki şirket tarafından dünya pazarına
sunulmakta, dünya pazarına sunulan bu bilgisayar kendi ülkesindeki
yerli bir firma tarafından ithal edilmekte ve iç pazara
satılmaktadır.
Şimdi, bu bilgisayar acaba hangi
ülkenin malıdır, milliyeti nedir?
Bu sorunun yanıtı küreselleşen ekonomik
düzende artık kolay kolay verilememekte, mal ve hizmetlerin
milliyetinin ortadan kalktığı, milliyetsiz olduğu sonucuna
varılmaktadır. Bu durumda yukarıda sözünü ettiğimiz tüketicinin
tüketmeme gücünü kullanarak ulusal ve hatta uluslararası
ilişkilere müdahalesinin de zayıflamış olduğu, hatta yok olduğu
ifade edilmektedir.
Yerli girişimci zarar
görecek mi?
Tüketici boykotunun bir diğer paradoksu
da, özellikle belli bir ülke mallarına karşı yürütülen boykotlar ile
yerli girişimcinin de zarar görmesi ve buna bağlı olarak istihdam
sorununun ortaya çıkmasıdır.
Özellikle Türkiye gibi ekonomisi bıçak
sırtında olan ve yoğun istihdam sorunu bulunan ülkelerde uygulanmaya
kalkan tüketici boykotu ile boykota tabi mal ve hizmetleri ülkeye
ithal eden, distribütörlüğünü yapan, yan sanayiini oluşturan, mal ve
hizmetlerin tanıtım ve reklam çalışmalarını yürüten firmalar bundan
etkilenmektedir. Bu durumda boykot edilen mal ve hizmetle ilgili
bulunan bu firmalar çalışmalarını ve yatırımlarını askıya almakta,
iptal etmekte ve hatta sona erdirmektedir. Bu durumda yerli
girişimci zarar görmekte, kapanan işyerleri ile birlikte yeni
işsizler meydana gelmektedir.
Boykota katıl-yan gel
yat!
Diğer yandan tüketici boykotlarının
toplumsal refleksleri harekete geçirmesi, canlandırması gerekirken,
tam tersi olası diğer tepkilerin de önünü kestiği, toplumsal
refleksi zayıflattığı, tepki vermesi muhtemel bireyleri tembelliğe
ittiği de, son dönemlerde tüketici boykotlarına getirilen
eleştiriler arasında yer almaktadır. Boykota katılmakla rahatlatılan
vicdanlar, yapılması gereken başka girişimler için harekete geçmemek
için kendince geçerli bahaneleri bulmuş olmaktadır.
Sonuç olarak; küresel ekonomik düzen,
tüketici boykotları ile ilgili bu üç paradoksu ortaya çıkarmıştır.
Başarılı bir boykot örneği:chesterfield
Ancak tüm paradokslarına rağmen
tasarlanmış, uygulanmış ve başarılı sonuçlar vermiş olan boykot
örnekleri bulunmaktadır. Philip Morris firması tarafından
üretilen ve üzerinde cami resmi bulunan Chesterfield
sigarasının üzerindeki bu resim, Diyanet İşleri Başkanlığının tüm
girişim ve ricalarına rağmen ilgili firmaya kaldırtılamamış,
Tüketiciler Birliğinin konuya el atarak firmanın yöneticileri
hakkında suç duyurusunda bulunması ve ardından sigara paketi
üzerindeki cami resminin en kısa sürede kaldırılmaması halinde,
tüketicileri bu sigara markasını satın almamaları için boykota
yönlendireceklerini açıklaması üzerine, dünyanın dev firmalarından
olan Philip Morris firması, 111 ülkede sattığı sigara paketi
üzerindeki cami resmini kaldırmıştır.
Tüketici boykotta,
iktidar kolkola...
El-Aksa İntifadası ile birlikte Müslüman
ülkelerde ABD ve İsrail orijinli mal ve hizmetlerin satın alınmaması
yönünde dönem dönem tüketici boykotları uygulanmaktadır. Ancak genel
olarak gerçekleşen tüketici boykotlarının başarılı olduğu
söylenememektedir.
Yukarıda sözü edilen üç paradoksun
yanına boykot yapan tüketicinin bizatihi kendi siyasi iktidarının,
askeri ihaleler başta olmak üzere kamu ihalelerinin büyük bir
kısmını ABD ve İsrail firmaları ile yürütmesi gerçeği, boykotun
etkisini ortadan kaldırmaktadır. Örneğin; Filistinde 2002/Mart
döneminde meydana gelen olaylarda Türk kamuoyu ciddi olarak tepki
vermiş, tüketici boykotu tasarlanmış ve ancak dönemin hükümetinin
İsrail firması ile tank ihalesi yapması ortaya bu paradoksu
çıkarmıştı. Bir taraftan sokaktaki tüketici ABD. ve İsrail
mallarını boykot ederken, öte yandan mevcut siyasi iktidarın bu
ülkelerle kamu ve askeri ihalelerde fırsat tanıması, İsrail
firmalarına tank ihalesini vermesi, boykotun başarı şansını ortadan
kaldırmıştır.
Irak saldırısı ve abd. boykotu:
mal yerine, yaşam
tarzını boykot
Irak saldırısı ile birlikte harekete
geçen savaş karşıtı kamuoyu, bir yandan kendi ulusal iktidarını
savaş karşıtı tercihte bulunmaya zorlarken, öte yandan tüm dünyada
gelişen ABD. mallarını boykot sürecinde kendini ifade etme ihtiyacı
duymuştur.
Bu süreçte derneğimize ABD. mallarına
boykot kampanyası başlatmamız konusunda çok yoğun talepler
ulaşmıştır. Ancak bu yazıda sözü edilen tüm paradoksları gözönünde
tutarak, ABD. mallarına boykot şeklinde başlatılacak bir
kampanyanın başarılı olamayacağı sonucunu ve boykotun ABD. yaşam
tarzına, yayılmacılığına ilişkin bir tepki olarak
gerçekleştirilmesinde yarar olduğu sonucuna varılmıştır. Bunun için
ABD. yaşam tarzının sembolü haline gelmiş
olan hamburger, kola, havayolu firması ve dolar ile sınırlı bir
boykot kampanyası kamuoyuna önerilmiştir.
Bu boykot çalışmasında, boykotun
lokomotifi olmak yerine kamuoyunda kendiliğinden başlayan bu sürecin
desteklenmesi ve örgütlenmesine katkı sağlanması tercih edilmiş, bu
anlamda gerek ABD. yaşam tarzının boykot edilmesi ve gerekse tıp
çevrelerinde başlayan ABD. firmalarının ilaçları yerine
muadillerinin yazılması kampanyaları desteklenmiştir.
Saldırının sıcak günlerinde
gerçekleştirilen bu kampanyada, yukarıda sıralanan paradokslardan
biri olan tepkilerin pasifleşmesi sonucu, -beklenilenin
aksine- ortaya çıkmamış, bu durumun mevcut sorunun insani boyutunun
dramatik olması yanında, tüketmeme kampanyasının doğru tasarımla
doğru hedefe yönlendirilmiş olmasından kaynaklandığı tespit
edilmiştir.
Kampanyanın etkisi kısa süre sonra
ortaya çıkmaya başlamış, özellikle hamburger ve kola satışlarında
ciddi düşüşlerin yaşandığı kaydedilmiş, nitekim Mc Donalds firması
ülke çapında şube sayısını büyük ölçüde azaltma kararı almıştır.
Dolar almıyoruz
Irak saldırısı esnasında yürütülen
bu kampanyanın beklenmedik başarılı bir sonucu da, kamuoyunda USD.
Dolarına karşı tepkinin oluşmasıdır.
Özellikle 2001 yılında başlayan krizle birlikte kriz sürecinde dolar
kurunun belirleyici bir parametre olması, tezkerenin TBMM.nden
geçmemesi üzerine, aynı şekilde spekülatif olarak dolar kurunun
arttırılarak kaos oluşturulması, derneğimizin uzun bir süredir
seslendirdiği bir konunun kamuoyu tarafından paylaşılmasına yol
açmış, artık ekonominin yeni bir parametreye ihtiyacı olduğu
genel kabul görmüştür. Nitekim aynı kampanya içinde dolar
kullanmayarak, dolarize hale gelen ekonomik ilişkilerin başka
parametrelere bağlanması gerekliliğine yapılan vurgu, kamuoyundan
olumlu tepki almış, kendiliğinden gelişen kampanyalar ile dolar
kullanılmaması yönünde internet siteleri oluşturulmuş, yoğun bir
enformasyon süreci yaşanmıştır.
Irak saldırısı esnasında dolara karşı
sokaktaki insanın başlattığı bu kampanya, günümüzde dolar kurunun
düşmesi nedeniyle zor durumda kalan ihracat firmaları tarafından da
benimsenir oldu ve firmalar bazında dolarize olan ekonomik
ilişkilerin başka bir parametreye bağlanmasının zamanının geldiğine
hükmedildi ve dolardan ciddi bir kaçış başladı.
Sonuç olarak, tüm parodokslarına rağmen
Irak saldırısı esnasında yürütülen tüketici boykotları doğru
tasarlanmış, hedefler doğru belirlenmiş ve daha önceki boykotların
aksine gelip geçici olmaktan çok kalıcı bir nitelik kazanmıştır.
Saldırı ülke gündeminde yer almamasına rağmen tüketicilerin, saldırı
esnasında başlayan boykotu devam ettirdiği, mal ve hizmet satın
alırken, ABD. orijinli firmaların üretimini satın almamaya halen
özen gösterdiği gözlemlenmektedir.
Ulusal karar alma
mekanizmasına etki
Boykotun bu üç paradoksuna rağmen, doğru tasarlanması, hedefin doğru
belirlenmesi ve özellikle tüketimden gelen gücün, üretimden gelen
güç ile birleştirilmesi halinde tüketici boykotları hala işgören bir
mekanizma olma özelliğini korumaktadır.
Özellikle ulusal karar alma
mekanizmalarına etkinin amaçlandığı durumlarda, tüketici boykotu ile
grev eylemlerinin bir arada geçekleştirilmesi halinde, bir taraftan
toplumsal dayanışma ve ortak hedefe yönelme duygusu
oluşturulabilmekte, diğer yandan üretimden ve tüketimden gelen gücün
birleşmesiyle doğacak sinerjinin, karar alma mekanizmalarına etkisi
daha şiddetli olacaktır.
İşçi sınıfının örgütlülük tarihinin eski olması, grev eyleminin
tüketici boykotundan çok daha kısa sürede sonuç vermesi nedeniyle
özellikle ulusal karar alma mekanizmalarına etkinin amaçlandığı
durumlarda grevin tüketici boykotu ile birlikteliği düşünülmeli,
bunun için işçi sendikaları ve tüketici örgütlerinin işbirliklerinin
arttırılması ve bu durumu gözetmeleri gerekmektedir.
Ulusal karar alma mekanizmalarına etki
edilebildiği sürece, seçimden seçime oy vermekle sınırlı olan ülke
demokrasisinde sıçrama yapılarak, katılımcı demokrasinin önü açılmış
olacak ve bireylerin kendileri ile ilgili karar alma süreçlerine
katılımı sağlanacaktır.
13 Aralık
2004 |